Burada yazdıklarımı daha öncede yazabilirdim lakin yazmadım. Çünkü Üniversitede kendi sesinden başka bir sese kulak verecek kulak göremedim. Şimdi yazıyorum. Duydum ki artık oralarda, Dün dünde kalmış, artık yeni şeyler söylemek lazım diyen insanlar varmış.
Malum İlimizde adı ve binaları olan bir üniversite olduğu söyleniyor. Adı da Kocaeli Üniversitesiymiş. Bu üniversite o kadar zavallı, o kadar zavallıymış ki! Beslendiği şehre değil bir çivi çakmayı, ilim hazinesinden bir damlayı bile çok görürmüş. Kendine ördüğü çitlerin içerisindeki avlusunda etliye sütlüye karışmadan öylece yaşayıp gününü gün etmeye bakarmış. Hastaneside olmasa hiçbir şehir sakinin Kocaeli’de bir üniversite olduğu aklına bile gelmezdi doğrusu.
Aslında çok acı! Üniversitemiz yıllardır, sadece Kocaeli’den alan, lakin bulunduğu şehre hiçbir katma değer sağlamayan zavallı bir sözde ilim yuvası olarak kaldı.
Neyse artık yeni bir rektörümüz var.Rektör Prof. Dr. Sadettin Hülagü Hoca ile ilgiligüzel umutlarım var. Bir üniversiteden beklentiler farklılık arzedebilir. Üniversite öğrencisinin beklentisi farklı, öğretim görevlilerinin beklentisi farklı, devletin beklentisi farklıdır elbet. Bir Kocaeli sakini olarak da bizlerinde üniversiteden beklentileri farklı. Biz bu şehrin sakini olarak üniversitenin il ile kaynaşmasını, üniversitenin entelektüel birikiminden şehir halkı olarak istifade edebilmek istiyoruz. Sayın Hülagü Hocamızı çok tanımıyorum. Lakin özgeçmişi bana bu işi başaracağı izlenimi uyandırıyor. Tüm bunların yanında Prof. Dr. Bekir Çakır Hocamızın rektör yardımcısı olarak atanması da aslında umutlarımın daha da yeşermesini sağladı. Bekir Hocamızı iyi tanıyorum. Bekir Bey tam bir halk adamıdır. Yaşadığı şehre ve topluma değer katmak O’nun inancındaki kodlarda var. Bu nedenle Kocaeli Üniversitesi’ndeki yeni dönemin sadece üniversite için değil, aynı zamanda ilimiz içinde yeni bir sayfa açacağını düşünüyorum.
Kocaeli hasretle kendisiyle kucaklaşacak, entelektüel seviyesine değer katacak bir üniversitenin özlemiyle yeni üniversite yönetiminin bu yönde atacağı adımları bekliyor. Artık üniversitenin kurduğu gettosundan kafasını kaldırıp şehre bakma zamanın geldiğini düşünüyorum. Umarım üniversitemiz ismiyle müsemma olur gerçek bir Kocaeli Üniversitesi olur.
İlgilenenlere hemen olabilecek birkaç proje sunayım. Mesela üniversite de ilk ve ortaöğrenime yönelik kariyer günleri düzenlenebilir. Üniversite temiz çevre başlığı altında dere ve çevre ıslahları ile ilgili ilimizde güzel projelere imza atabilir. Mesela Sapanca’yı nasıl kurtarırız. Mesela kapanan taş ocakları alanlarını nasıl ıslah edebiliriz. Mesela malum İzmit, Gebze gibi şehir merkezlerimizin hali per perişan. Çarpık yapılaşma şehir merkezlerini hava alınamaz yaşanmaz hale getirmiş durumdadır. Şehirleşmenin ıslahına yönelik projeler hazırlanabilir. Tıp Fakültemiz var. Halk sağlığına ilişkin bilinçlendirme etkinlikleri düzenleyebilirler. Ben buraya on proje yazarım, siz bin. Yani çalışmak isteyene yapılacak iş çok.
Belki de bazı kardeşlerimiz, bu projeleri bir üniversite için gereksiz görebilir. Lakin a-sosyal, toplumdan kopuk ve yaşadığı toplumun derdiyle dertlenmeyen bilim insanları, mühendisleri bu anlayışın sonucu. Koca koca avlu duvarları içine sıkıştırılmış ve teoriden başka bir şey görmemiş genlerimiz gerçek hayat şartlarına dalınca işte o zaman dananın kuyruğu kopuyor. İşte o zaman soruyoruz bu diplomalı zombilerde nereden çıktı böyle diye!
Üniversitelerin faaliyetlerini bulundukları çevre ile entegre bir şekilde sürdürmeleri sadece o çevre için değil, öğrencilerinin davranış, kişilik, zihinsel ve entelektüel gelişimleri içinde kaçınılmazdır. Bunları bir eğitimci olarak söylüyorum fakat bu tespitleri yapmak içinde ille de eğitimci olmaya gerek yok. İlimde dünya lideri olduğumuz tarihlerdeki eğitim sistemimize bakmak yeterli. O medreselerin nasıl da aynı zamanda bir vakıf gibi çalıştıklarını, öğrencilerin öğretmenleriyle öğrendiklerini hemen bulundukları toplum içinde tatbik ettiklerini görebiliriz.