GERÇEĞE TESLİM OLDUM

Hayat bana en ağır derslerini hiçbir kitapta yazmayan cümlelerle verdi. Ne zaman bir şeyi düzeltmek için bütün gücümü ortaya koysam, ne zaman biraz daha sabredersem, biraz daha uğraşırsam her şeyin yoluna gireceğine inansam, hayat sessizce karşıma dikildi ve bana tek bir gerçeği gösterdi: Her savaş kazanılmak zorunda değildir. Çünkü bazı savaşlar kazanmak için değil, insanın kendi sınırlarını tanıması için vardır.

Eskiden her şeyin bir çözümü olduğuna inanırdım. İnsan isterse her yarayı sarabilir, her kırgınlığı onarabilir, her kaybın yerine başka bir şey koyabilir sanırdım. Oysa zaman geçtikçe fark ettim ki insanın en büyük yanılgılarından biri, her acının mutlaka bir ilacı olduğuna inanmasıymış.

Bazı acılar iyileşmez. Bazı eksikler tamamlanmaz. Bazı insanlar geri dönmez. Bazı hayaller gerçekleşmez. Ve bazı soruların cevabı hiçbir zaman gelmez.

İnsan bunu ilk başta kabullenemiyor. Çünkü kabul etmek, çoğu zaman vazgeçmek gibi geliyor. Oysa kabul etmek vazgeçmek değildir. Kabul etmek, gerçeklerle kavga etmeyi bırakmaktır. Kendini tüketen o bitmek bilmeyen savaşın içinden çıkabilmektir.

Bir problemi çözebilmek için önce onun gerçekten çözülebilir olması gerekir. Ama hayatın içinde öyle gerçekler vardır ki ne kadar uğraşırsan uğraş onları değiştiremezsin. Bir insanın seni sevmemesini değiştiremezsin. Geçmişte yaşananları geri alamazsın. Kaybettiklerini yeniden var edemezsin. Zamanı durduramazsın. Ölümü engelleyemezsin. Çocukluğunu geri getiremezsin. Hiç yaşanmamış gibi davranamazsın.

İşte insan en çok burada yoruluyor. Çünkü çözülemeyecek bir problemi çözmeye çalışmak, insanın ruhunu yavaş yavaş tüketiyor. Günler geçiyor, aylar geçiyor, yıllar geçiyor ama sen hâlâ aynı duvarın önünde duruyorsun, aynı kapıyı çalıyorsun, aynı cevabı bekliyorsun, aynı mucizenin gerçekleşeceğine inanıyorsun.

Sonra bir gün fark ediyorsun; belki de sorun kapının kilitli olması değildir. Belki de o kapı hiçbir zaman açılmak için yapılmamıştır. İşte o an insanın içinde büyük bir sessizlik oluşuyor. Çünkü bütün gücünü yanlış yere harcadığını anlıyor. Aslında savaşması gereken şey, gerçekle değil, gerçeği değiştirme isteğiymiş.

Hayat bazen bize istemediğimiz gerçekleri verir. Onları seçmeyiz, hak ettiğimizi de düşünmeyiz. Hatta çoğu zaman isyan ederiz: "Neden ben?" diye sorarız. "Neden böyle oldu?" diye defalarca düşünürüz. Aynı anıları yüzlerce kez yaşarız. Aynı konuşmaları zihnimizde tekrar tekrar kurarız. "Keşke." dediğimiz cümleler geceleri uykularımızın içine kadar girer.

Ama hiçbir keşke yaşanmış bir günü değiştiremez. Hiçbir "Ya şöyle olsaydı?" zamanı geri çeviremez. Hiçbir pişmanlık geçmişi yeniden yazamaz.

İnsan bunu kabul ettiğinde garip bir hafiflik hissediyor. Çünkü artık taşıdığı yükün aslında sırtında değil, zihninde olduğunu fark ediyor. Değiştiremeyeceği şeyleri değiştirmeye çalışırken aslında kendi hayatını yaşamayı unutmuş oluyor.

Kabullenmek acıyı yok etmiyor. Kabullenmek gözyaşlarını bir anda dindirmiyor. Kabullenmek özlemi bitirmiyor. Ama insanın acıyla kavga etmesini sona erdiriyor. Çünkü acının kendisi kadar ona direnmek de yoruyor insanı.

Hayatın en zor tarafı bazen kaybetmek değil, kaybettiğini kabul etmektir. Çünkü umut çok güzel bir duygudur ama yanlış yere tutunduğunda insanın en ağır yüküne dönüşebilir. Umut bazen iyileştirir, bazen de insanı aynı yerde yıllarca bekletir.

Artık şunu biliyorum: Her düğüm çözülmez, her yara kapanmaz, her insan kalmaz, her hikâye mutlu bitmez. Ve her eksiklik tamamlanmaz. Bunu bilmek karamsarlık değil. Bu, hayatın gerçeğini görmek demektir. Çünkü gerçeklerle barışmadan huzur bulunmuyor.

Ben artık hayatı zorlamaktan yoruldum. Gitmek isteyenleri durdurmaktan, olmayan şeyleri oldurmaya çalışmaktan, geçmişi bugüne taşımaktan, kendimi suçlamaktan, her şeyin sorumluluğunu omuzlarıma yüklemekten yoruldum.

Artık biliyorum ki insan bazen çözüm aramayı bırakınca iyileşmeye başlıyor. Çünkü bazı kapılar kapanır ve bir daha açılmaz. Bazı yollar yarıda kalır. Bazı insanlar sadece hayatımıza uğramak için gelir. Bazı hikâyeler tamamlanmadan biter. Ve bunun bir açıklaması olmayabilir.

Belki de her şeyin anlamı olmak zorunda değildir. Belki de hayat her soruya cevap vermek zorunda değildir. Belki de bazı sessizlikler bütün cümlelerden daha doğrudur.

Bugün dönüp geçmişime baktığımda değiştiremediğim şeyler için kendime kızmıyorum. Çünkü artık biliyorum, insanın gücü her şeyi değiştirmeye yetmez. Ama her şeyi olduğu gibi kabul edecek kadar büyüyebilir. İşte gerçek olgunluk belki de budur. Hayatın karşısında diz çökmek değil, hayatın değiştiremediğin tarafına inatla saldırmayı bırakmaktır.

Çünkü bazen insanın huzuru, bir problemi çözdüğü gün değil; onun aslında çözülmesi gereken bir problem olmadığını, sadece kabul edilmesi gereken bir gerçek olduğunu anladığı gün başlar.

Ve belki de en büyük özgürlük, her şeyi kontrol edebileceğini sanmaktan vazgeçtiğin anda gelir. Çünkü o an anlarsın ki hayat senden mükemmel olmanı istemedi. Hayat sadece yürümeye devam etmeni istedi. Eksiklerinle, yaralarınla, kayıplarınla, cevap bulamadığın sorularınla... Hepsi senin hikâyenin bir parçası oldu.

Artık bazı gerçeklerin canımı yakmasına izin veriyorum ama beni yönetmesine izin vermiyorum. Çünkü insanın kaderini değiştiremeyeceği anlar olabilir fakat o kaderin içinde nasıl yaşayacağını seçme gücü her zaman vardır.

Ben de artık savaşmayı bırakmam gereken yerde savaşmıyor, kabullenmem gereken yerde direnmiyorum. Çünkü anladım ki huzur, hayatın istediğim gibi olmasıyla değil, hayatın olduğu hâliyle de yaşamaya cesaret edebilmemle mümkün oluyor...