Nefsimi aşan hislerimin kalemime fısıldadıklarıdır bu aciz ifadelerim.
Kara kubbeli ada tabuların meskeni,
‘Yanlış’ı eksiksiz yaşayanların mabedi…
Bir babanın kızını diri diri gömmesi,
Cehalet ve vahşetin ulaşılmaz zirvesi…
Vicdanlar sükût etmiş, akıllar kalıplarda
Düşünceler ölmüş çıkmaz sokaklarda.
Bilinmeyen bir bekleyiş var ruhlarda
Bir nefes, öyle bir nefes ki can verecek varlığa.
Sitemli bu hallere ama aciz kâinat
Sabrın son demlerinde, arşta kalmadı takat.
Dualar senin için Ey Fahri-i Kâinat
Gel ki kapalı gözlerde aydınlık özlenen tat.
Gel! Gönüllere sultan, yoktur sana denk.
Gel! Kâinat şiirine mana ve ahenk…
Varlık ayakta duramaz sen gelene dek.
Gel! Mimarın elindeki mihenk…
Kavrulan çöllere yağmur gibi yağdın,
Susamışların dudaklarındaki ‘ah’dın.
Hükmü bitmişti artık en büyük serabın.
Hayal dünyalarına sen gerçek yağdın.
Bedevi yolsuz, yoldaş olmak ister.
Zamanı ve mekânı aşmak ister.
Canla başla koşmak, yorulmamak ister.
Bilmez ki yol isteyenin canını, bu yol başsız ister.