Ekranlarda anlatılanlar sadece bireysel trajediler değil toplum olarak ne kadar savrulduğumuzun neyi kanıksadığımızın acı bir aynası gibi.
Çocuğunu, eşini terk edenler, yasak ilişkiler, hunharca işlenen cinayetler, tüm bunların gündüz vakti milyonların gözü önünde adeta sıradan bir hikayeymiş gibi sunulması beni derinden yaralıyor. Asıl acı olan ise bu içeriklerin izlenme rekorları kırması sanki vicdanımızı, merhametimizi ve sağduyumuzu reyting uğruna bir kenara bırakmışız gibi hissettiriyor. Toplumun bu kadar karanlık hikayelerle beslenmesi zamanla bu karanlığı normalleştirmemize yol açıyor diye korkuyorum. İnsanların bu kadarı da olmamalı demek yerine ekran başında merakla izlemeyi seçmesi beni umutsuzluğa sürüklüyor. Oysa birlik olup dur diyebilsek bu tür yayınlara prim vermesek belki de bu kadar kolay yayılmayacaklar. Tabi konu sadece bunların yayınlanması değil, sonuçta olanı yayınlıyorlar hem duygusal yayıncılık , hem de rayting uğruna. Asıl konu bunların kökeninin oluşum sebep ve gerekçelerinin araştırılıp çözüme ulaştırılma maçının olup olmadığı. Toplumun ne yaptığını bilmeden sorgulamadan sürüklenmesi değerlerimizin sessizce aşınması geleceğe dair inancımı zedeliyor. En çok da yavrularımızın nasıl bir dünyada büyüyeceğini düşünmek içimi acıtıyor. Şiddetin ihanetin ve yozlaşmanın bu kadar görünür olduğu bir ortamda onları iyiliğe ve umuda nasıl tutunduracağız? Keşke bu karanlıktan aydınlığa çıkarmanın bir yolu olsa keşke sesimiz daha gür çıksa ve bir şeyleri gerçekten değiştirebilsek. Belki de değişim bu rahatsızlığı hissetmekle ve susmamayı seçmekle başlıyordur. Umudumu kaybetmek istemiyorum çünkü hala daha iyi bir toplum olabileceğimize inanmak istiyorum...