Siz bilirsiniz...

Siz bilirsiniz... Okuyup okumamakta 'ÖZGÜR' sünüz...
Madem okumaya karar verdiniz, sizinle bazı paylaşımlar yapabilirim, evrensel olan.
Kavramlar, üzerinde tartışılan ve sıkça görüş ayrılıklarına sebebiyet veren kalıplardır. Evrensel olanları istisna... Hani bir söz var ya 'gözlerimizin renkleri farklı olsa da gözyaşlarımızın renkleri aynıdır.' diye... İşte biz de bu yazıda gözlerle değil gözyaşlarıyla meşgul olacağız.
'Özgürlük', her dilde, her dinde, her ırkta ve yerine 'her' yazıp farklılık sayabileceğiniz her şeyde aynı anlamdadır. Herhangi birinin özgürlüğü diğerlerinin özgürlük sınırlarına kadardır. Çizilen özgürlük dairelerinin birbirleriyle çakışmasını bırakın teğet dahi geçmez. Bu, ayrılık anlamın da gelmez. Aynı dünyada farklı dünyalara sahip olmamız gibi...
'Özgürlük', sadece insanlar arasında genel geçer bir kavram değildir. İnsanların diğer canlılarla ilişkileri için de bu böyledir. Özgürlüğüne kastedmeyen bir sineği dahi öldüremezsin. Buna hiç bir inanış, hatta hiç bir inanışa mensup olmayan hiç bir vicdan müsaade etmez.
Hal böyle iken medeniyyetten dem vuran bir ağızın özgürlüğe tükürmesini, sonra tekrar 'medeniyyet' diyerek tükürdüğünü yalamasını hoş karşılayamıyorum. Çünkü 'medeniyyet', farklılıkların öyle ya da böyle bir arada yaşaması değil, fert fert özgürce yaşayabilmesidir. Medeniyyetin birinci şartıdır, özgürlük.
Herkesin özgürce yaşayabileceği bir ortam hayal ediyorum. Aslında bu bir ütopya, bunu da biliyorum. Tüm dünyaya güzel sözler söyleyen büyük barış yandaşlarının kalemleri masum insanların temel özgürlüğü olan 'yaşama haklarına' sıkılan kurşunun , atılan bombanın emrini yazmaktadırlar. Ne kadar yazık!
Ama inadına hayal edelim. Bu hayali yaşamak ve yaşatmak olsun gayemiz... Fakat bu hayal, yükselen koltuktarın geri dönmeyen emirleriyle olur. Koltuk sahibinin, özgürlüğün kölesi olması şartıyla...
Yine de ; ÖYLE BİR DÜNYA DÜŞLEYİN Kİ, HERKESİN DÜŞÜNÜ YAŞAYABİLDİĞİ VE KİMSENİN DÜŞÜNÜN KİMSENİN DÜŞÜNE DEĞMEDİĞİ...