SAADET Partisi'nin iç meselesi olarak sınırlamayın olayı. Çünkü geçmişten bugüne kadar gelen bir gelenek var Milli Görüş ruhu ile. Kongreler çok nadir durumlar haricinde hep tek liste ile yapılır, genel merkezin teşkilat mensupları ile yaptığı bir takım istişarelerin ardından il ve ilçelerde ortak adaylar belirlenir, sonrasında o kişinin çevsinde yönetim kurulu oluşturulur.

Demokratik bir görüntü olmasa da öyle ya da böyle alan memnun, satan memnun anlayışı vardır bu konuda.

Fakat yukarıda belirttiğim gibi bazı nadir durumlar olabilir. Beklemediğiniz gelişmeler yaşanabilir. Tek liste olayına karşı bugüne kadar ki en radikal olay, Fazilet Partisi'nde genel merkez kongresinde yaşanmıştı. Abdullah Gül, Erbakan'ın desteklediği Recai Kutan'a karşı aday olmuş, çok az bir oy alarak başkanlığa seçilmişti. Sonrasındaki kopuşların etkisi ile Gül de kendini AK Parti saflarında bulmuştu bir süre sonra. Bugün ise devletin zirvesinde...

Sonra bir genel merkez kongresi daha yaşandı Numan Kurtulmuş döneminde. Erbakan'ın yanlış yönlendirilmesi, Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk gibi nefis abidelerinin gereksizlikleri nedeniyle, Kurtulmuş da başkan seçildiği kongrenin mahkemelik olması nedeniyle yol ayrımına gelmişti.

İnanın benzer hadiseler teşkilatların alt kademelerinde de yaşanıyor. İlimizdeki Aras-Ejderoğlu çekişmesi b.una bir örnek ve yankıları hala sürüyor.

Sinan Ejderoğlu'nu, Ömer Esastürk liderliğindeki Milli Gençlik Vakfı'nın Üniversite Başkanı olduğu dönemden tanırım. Ali Ağabey'e görevi teslim ettiği o muhteşem toplantının canlı tanığıydım. Cevher Dudayev'in şahadeti döneminde Fevziye'de kılınan gıyabi namaz sırasında 'Kahrolsun Siyonizm' diyerek tuttuğu tempoyu hatırlıyorum.

Ve geçmişine bakarak Ejderoğlu'nun kopamadığı Milli Görüş yolculuğunda bir takım değerleri hak ettiğini düşünüyorum.

Fakat bunun yanında; 1994 yılında Köseköy Belediye Başkanı seçilen Mehmet Aras'ın, 18 Nisan seçimleri öncesindeki aday tanıtımında kendisini yerden yere vuran, ağır ithamlarla eleştiren Selahattin Altınkaya'yı nasıl alkışladığını da bilirim.

Keşke hiç yaşanmasaydı. Kongre çift listeli de olsa, anlayıp dinlemeden hareket edilmeseydi. Ben açıkçası Mehmet Aras'ın bu meseleyi daha olgun götürebilecek meziyete sahip olduğunu düşünüyorum. Bu olgunluk keşke kullanılabilseydi. Geçmişinde birçok kongre bölünmüşlüğü yaşayan Milli Gönüş çizgisi belli ki Hoca'nın yokluğunda daha çok kan kaybedecek.