İnsanız, sosyal varlığız; zorunlu olarak insanlarla ilişkide ve iletişimde bulunuyoruz. Hayatın idamesi için gerekli bu. Geçen gün  reklam çalışmaları için yanıma bir genç geldi. Kısa olmayan bir süre sohbet ettik kendisiyle. Sıra, iş bağlantısı yapmaya geldi. Reklam çalışması için bir fiyatta anlaştık. Yanımdan ayrılırken mutlu olup olmadığını sordum. "Reklam önemli değil, kendimi size anlatamamaktan dolayı üzgünüm." dedi. Genç arkadaş, hâlâ, kendini bana anlatamamanın ıstırabını duyuyor olabilir. Bunu kendimden biliyorum.
 
            Şimdi bir senaryo oluşturalım. İnsanları seviyorsunuz, onların iyiliği adına çalışıyorsunuz, ortaya eserler koyuyorsunuz. Gecenizi gündüzünüze katıyorsunuz, hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyorsunuz. Buna rağmen insanlar size ilgi göstermiyor, size tahammül edilmez eleştiriler yöneltiyor. Bu  durumda kendinizi nasıl hissedersiniz? Artık siz, hiçbir hedefine ulaşamamış yorgun savaşçısınız. Üzerinizde oluşacak duygular, yılgınlık, bezginlik, kırgınlık, insanlardan kaçış olacaktır. İnsanlardan uzak, münzevi bir hayat, sizin olacaktır.
 
            Divan şairlerinden Nef´i  bu psikolojik durumu şu iki  beytinde aruza çok güzel uygulamış:
            Tuti-i mucize-i guyem ne desem laf değil
            Çerh ile söyleşemem sinesi saf değil
 
            Ehl-i dildir diyemem sinesi saf olmayana
            Eh-i dil birbirini bilmemek insaf değil
 
            Şair, kendisi için, mucize denecek kıymetli sözler, düşünceler aktaran bir papağan olduğunu, sinesi saf olmadığı için sıradan insanlarla söyleşemeyeceğini, onların kendisini anlayamayacağını söylüyor birinci beyitte. İkinci beyitte ise "sinesi saf olmayanlar; gönül ehli olamazlar; çünkü gönül ehli olanlar birbirlerini kolayca anlarlar." diyor.
 
            Şairin birinci beyitteki  seslenişi, kendine güvendiği halde kendisini anlamayanlara karşı.. Böylece anlaşılmayan kişi anlaşılmamanın yorgunluğunu duymaz. Ama kaç kişi bunu başarabilir? Bunu başaranlar toplum içinde bir elin parmaklarının sayısını geçmez. Bir söz hatırlarım: "Zor olan, kişileri kırmamak değil, kırılmamaktır." Anlaşılmamaya direnmek ve tahammül etmek de bunun gibi bir şey. Normal insanın doğasında marifetin artması için iltifat beklentisi vardır.
 
            Şair ikinci beyitte ise sinesi saf (temiz) olanların ancak birbirlerini anlayabileceğini belirtmiştir. Demek ki anlaşılmamak bir sıkıntı sebebiyse, karşındaki anlamamak da bir eksiklik bir değerbilmezliktir.
 
            Yapılanların değerini bilmemek veya yapılanları taktir etmeyerek bir eksik kişiliğin örneği olmaktansa "Sezar´ın hakkını Sezar´a vererek" değerbilirlik örneği olmayı tercih ederim.