Tavuğun yaptığı iş yumurtlamaktır. Tavuk, bir iş yaparken bütün mahalleyi ayağa kaldırır; cıyak cıyak öter. Bağırmalarından dolayı zannedilir ki o, büyük bir iş yapıyor, kıyamet kopar adeta. Yapa yapa bir yumurta yapmıştır. Çıkardığı ses ile ortaya çıkan eser, ters orantılıdır. At ise, yumurtadan defalarca büyük tay doğurur. Onu doğururken hiç ses çıkarmaz ve tay doğuncaya kadar bundan kimsenin haberi olmaz, kimse de rahatsız olmaz.

         Toplumumuzda, bu benzetme ve karşılaştırmadaki tavuk ve at tipi insanlara sıkça rastlarız. Adam, zannedersiniz ki çok iş yapıyor, dünya onun eseri, o olmasa dünyada hiçbir iş doğru dürüst yapılmayacak. Bunlar pireyi deve yapan, megaloman insanlardır. Durmadan konuşurlar. Bilmezler ki, konuşarak o eserenin değerini azaltırlar. Bu tip insanlar için Cenap Şahabettin,  ‘Tiryaki Sözleri’nde: “Yerinde sayanlar, yürüyenlerden ziyade ayak patırtısı eder.” der.

Büyük eser sahipleri, toplumların mimarları; at tipindeki insanlardır. Onlar iş yaparken ne haykırırlar ne de yaptıkları işin reklamını yaparlar. Enerjilerini dilleriyle değil; elleriyle, ayaklarıyla, kafalarıyla harcarlar. Halk, onları o kadar sever ki, yaptıkları hizmetler sebebiyle, oturdukları koltuklar müzeye kaldırılır, oysa diğer tipler  silinip giderler.

         İşin bir de psikolojik boyutu var. Az iş yapıp ya da hiç iş yapmayıp çok konuşanlar, bir şey ortaya koyamamanın ezikliğini duyuyorlar demektir. Bunlar, inanmadıkları başarılarına başkalarını inandırarak tatmin oluyorlardır. Bu, bir nevi suç bastırma, başarısızlığı kamufle etme yöntemidir.

Erdem sahipleri çeneleriyle değil, eserleriyle övünürler; çünkü “Aynası iştir kişinin; lafa bakılmaz.”