Büyük hayalleri olanlar, büyük riskleri de göze almak zorundalar. Şuan Türkiye büyük bir hayale inandı. Hayalin adı: “Süper Güç Türkiye” Bunun için önündeki engelleri büyük riskler alarak bir bir temizliyor. Nedir bunlar; Terör, enerji, anti demokratik uygulamalar, çarpık hukuk düzeni, devletin içine yerleşmiş çeteler, dışa bağımlı savunma teknolojilerimiz vs. Bu unsurlar bizi yıllardır geri bırakan konulardı. Şimdi ise bir birer bu konular aşılıyor. Zor oluyor ama yine de çok ileri mesafeler alınıyor.
Ülkemizin bu denli büyümesine rağmen hala birileri bu büyümeyi görmezden gelip, felaket senaryoları üretebilmeleri aklın değil, sadece farklı duygusal yaklaşımların neticesi olsa gerek.
Başbakanımız ve değerli ekibi şehir şehir, ülke ülke gezip gece gündüz demeden çalışarak ülkemizi daha iyi yarınlara ulaşabilmek için arşınlarken, biz de üzerimize düşen görevleri yapmaktan geri durmamalıyız. Hükümete desteğimizi, dualarımızı eksik etmemeliyiz.
Kim ne plan yaparsa yapsın ve kim kimin planını bozmaya kalkışırsa kalkışsın asıl plan yapıcı olan Hz. Allah hiç şüphe yok ki O’na sadakatle bağlanan mümin kulları lehine plan yapmıştır. Bizim hayır bildiğimiz işlerde şer, şer bildiğimiz işlerde hayır olabileceğini bilmemiz, sadakat ve sabırla bu sürece fiili ve kalben destek vermemiz inancımızın şanından olacaktır.
Son iki yüzyıldır vahşet ve sömürü politikalarıyla dünyaya hükmeden batı artık batış sinyallerinin de ötesinde batmaya başlamıştır. İçinde bulunduğumuz çağ tanıklığımız itibariyle de bizim için son derece önemli bir çağdır. Artık güç dengeleri değişiyor. Geçenlerde Ankara’da bir sohbete katıldım. Sohbetin konusu temizlik, mal ve makam hırsı idi. Katılımcıları ise devlette üst düzey görev yapan çok değerli ve saygın kişilerden oluşuyordu. Böyle bir katılımcı profilini bundan 10 yıl önce hayal bile edilemezken bugün doğal karşılanabiliyor. Sadece bu göstergeye bakarak nereden nereye geldiğimizi anlayabiliriz. Ezan ve Kuran okumanın bile yasaklandığı bir atmosferden, inancın ve imanın el üzerinde tutulmaya çalışıldığı bir atmosfer elbette ki daha bereketli olacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun başarıları hakkında yüzlerce sebep saysak da sonunda hep dinin en önemli değer olarak yaşatılması olarak anlatırız. Yine Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması hususunda da dini değerlerin ne denli ayaklar altına alındığı hatırımıza gelir. Aslında toplumumuz refah ve istikrarın anahtarını gayet iyi biliyor. Kuran-ı Kerim’de yer alan topluluklarla ilgili verilen bilgilerde bu çıkarımı doğrular nitelikte. Yalnız ve yalnız Allah’ın ipini topluca sımsıkı sarılırsak her iki cihanda da kurutuşa erenlerden olabiliriz.