Geçtiğimiz günlerde başıma gelen olay beni fevkalede üzmüştür. Çocukluk arkadaşım olan DP Körfez İlçe Başkanı Ufuk Eyüp Mansuroğlu'nun şahsıma yaptığı olay beni gerçekten derinden yaralamıştır.İnsanın darbe beklemediği insanlardan darbe yemesi çok kötü bir durummuş.

Bizim insanımızın genelinde var ikiyüzlülük. Bir türlü delikanlı olmayı ve mertçe yaşamayı beceremiyoruz. Ben bu ahlaki çöküntüyü, dinden uzaklaşmamız ve dinimizin güzellliklerini bilmememizden kaynaklandığını düşünüyorum.

Oysa ki dinimizin de söylediği gibi mert olmamak yani ikiy üzlü olmak münafıklık alametidir. Dinimiz münafık olanların cehennemde kafirlerden daha aşağıda yanacaklarını bildirmektedir.

Peygamber efendimiz, münafık olanları toplumda ayırt edebilmemiz için “aşağıda olan şu özellikler kimde bir arada varsa o münafıktır ve cehennemde yanacaktır” demiştir.

“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman yerine getirmez ve ona güvenildiği zaman hıyanet eder” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai / Camius-Sağir, İmam Suyuti, H No:25)

Evet, bizim toplumumuzda yukarıda saydığım özelliklerin bir çoğu, bazen biri bazen hepsi bulunmaktadır. 

Cehenemde kafirlerden daha aşağıda yanmayı göze alarak, bu huylarımızdan da vazgeçmeyiz. Cehennemde kafirlerden daha aşağıda yanmayı göze alırız da kendimizi düzeltmeyi bir türlü denemeyiz.

Biz bu mesleğe ülkemizin sıkıntılı olduğu ve terör olaylarının tavan yaptığı 2009 senesinde “acaba biz vatanımız için ne yapabiliriz” diyerek, bu sektörde faydalı olacağımızı düşünerek , “Sözler kurşun, göğsümüz kalkan, bin parçada olsa bölünmez bu vatan, Atam sen rahat uyu işte Meydan” diyerek girdik.  “Meydan” gazetesini kurduk.

Çok güzel de bir çıkış yaparak, Kocaeli genelinde ses getiren haberlere imza atarak, halkımızı siyonizmin oyunlarına karşı uyanık olması için uyandırma ve uyanık tutma görevini üstlendik. Çünkü durum çok ciddiydi. Atalarımızın kanlarıyla suladığımız bu toplaklarda birilerinin hain emelleri vardı ve vatan elden gitme- bölünme tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

Atamızın da dediği gibi ''SÖZ KONUSU VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR''  dedik.   Haftalık olarak İzmit ve Körfez’de dağıttığımız gazeteden de 65 milyar zarar ettik. Ama aldırmadık. Çünkü bizim için önemli olan vatanımızın selameti idi. Zarara bakmadık, atalarımız canlarını verdi, biz 65 bin vermişiz çok mu dedik.

Bu süre içerisinde de kimsenin arıyla namusuyla oynamadan, özel hayatına girmeden, yalan yanlış haber yapmadan, kul hakkına da çok dikkat ederek bu mesleği icra etmeye çalıştık. Birileri gibi yalan haber yapıp da arkasından “haberimiz çok ses getirdi, gündemi biz belirledik” demedik.


Bizim gündem belirlemek gibi bir derdimiz hiç olmadı. Biz sadece doğruları yazmaya çalıştık. Gündem olursa olur, onu kamuoyunun takdirine bıraktık. Bu zaman içerisinde bir çok tehdit ve saldırmalarla karşılaştık. 

Haber yaptık diye “sazan” dediler, “sen şucusun bucusun” dediler aldırmadık. Sanki kendileri basın yayın yüksek okulu mezunuymuş gibi “sen matbaacısın işine bak” dediler aldırmadık. Vallahi de billahi de tillahi de biz hiç saldırmadık.  Hep savunma yaptık. Eğer saldırsaydık zaten yaralı bırakmaz, pert eder bırakırdık.  

Biz hiç ikili oynamadık, bu ulvi mesleği hiç çirkince kullanmadık. Şantaj ve tehdit aracı yapmadık. Çünkü bizim derdimiz bu işten para kazanmak değildi. Çoğu kez reklamlardan bile para almadık. Çünkü bizim bir derdimiz vardı. Önce Vatan dedik. Allah "ben yarattığım kullarımın rızkını veririm" diyor. 

O bizim işimiz değil dedik. 

Çünkü biz mert ve delikanlıydık. “Dere geçerken at değiştirilmez gardaş” dedik. “Ölçü aldıklarımızın görev süresi bitsin, ondan sonra bir ölçü daha alırız. Bakalım uzamış mı, kısalmış mı?” dedik.

Birileri gibi “gardaş ben aslında o idareciyi çok seviyorum, dik durması lazım, bana da destek verip beni de muhakkak arkasına alması lazım” deyip de destek aldıktan sonra “rüşvetçi bunlar” demedik.  

Çünkü biz delikanlıydık. Merttik, adam gibi adamdık. 

Beraber yola çıktıklarımızı bazıları gibi yarı yolda bırakmadık. Son saate kadar da Allah’ın izniyle bırakmayacağız da. ‘’Kol kırılır yen içinde kalır diyeceğiz.’’ Ama elimizde makas ölçü almak için de sabırsızlıkla bekleyeceğiz.  

Uzamışsa sıkıntı yok, ama ölçü kısalmışsa, kusura bakma arkadaş "sen bu elbiseyi kısaltmışsın" da diyeceğiz.

Devletimize hizmet eden idarecilerimizi ve siyasetçilerimizi ufak tefek hatalarını görmezden gelerek, kendilerini de yüzyüze konuşarak “şu konuda hata yapıyorsunuz” diyerek uyardık. Bundan sonra da bu politikamızdan vazgeçmeyerek aynı şekilde devam edeceğiz.

Zaman içerisinde yaşanan krizden herkes gibi biz de etkilendik. Arabamızı sattık, evimizi sattık. Yapamadık olmadı. İki sene dayanabildik. Mecburen gazete çıkartma işine ara verdik. 

Daha sonra, "Allah bu vatan için hizmet etme niyetiyle hareket edenlerin yardımcısıdır" dedik.


llah’ın yardımı çok kısa sürede yetişti. Arabamızı da aldık evimize de tekrar kavuştuk. Çünkü biz ''Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entumul a’levne in kuntum mu’minîn(mu’minîne).'' "Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz" ayetine iman ettik. 

"Haşa! Allah yalan söylemez" dedik. 

Biz bu halisane niyetle vatanımıza hizmet etme uğruna kazandıklarımızdan fedakarlık ederken, birileri ne yaptı biliyor musunuz ?

Bizi sazan yerine koyup nallamaya çalıştı. “Ben Kartal’dan haber ajansından Naciye’yim. Size bir haber atayım, onaylayın da ulusala vereceğiz diyerek sevdiğimiz insanları bizim üzerimizden aklı sıra mağdur etmeye çalıştı.

Allah bize yardım etti ava giden avlandı,.Biz onları pert ettik. Ondan sonra da utanmadan “bu adam beni kasede almış” diye bir de dedikodu etti. Aklı sıra “asarım keserim” safsatalarıyla gözdağı vermeye çalıştı.

Kaç sene geçti, hala asacak kesecek. Oysa bilmiyordu ki bizi bizden başkası asamaz. Biz ancak kendimizi ipe çekersek hayatımıza son veririz. O dediğimde  bizim inancımıza ters. 

Arkasından bu vatana hizmet etmeye devam edelim dedik. Kocaeli Demokrat Gazetesi Körfez İlçe temsilciliği aldık. Hizmete böyle devam ederken, destekleyici olsun diye ve yeni bir yüzle de internet sitemizi güncelledik. Çok kısa bir sürede de Kocaeli’nin takip ettiği internet haber portallarından biri olduk. 

Ama gördük ki biz kimseyle uğraşmamamıza rağmen, birileri bizimle kıskançlıktan mıdır, düşmanlıktan mıdır anlayamadık, komplolar üretmeye, kasetlere almaya, tehditler etmeye, şantajlar yapmaya başladı.

Bu arkadaşlar yabancı da olmadığı için her yaptıkları hainlikte sabırla uyardık. “Arkadaş yanlış yapıyorsunuz bak, biz kimseyle uğraşmıyoruz, siz niye bizle uğraşıyorsunuz?

Yapmayın etmeyin. Bize kendinizi ayar etmeyin. Sizinle uğraşırsak pert olursunuz” dedik, dinletemedik. En sonunda gereğini yapmak zorunda kaldık.

Üzüldük mü? Ziyadesiyle üzüldük! 

Ama kendi düşen ağlamaz atasözündeki gibi bu saatten sonra yapacak çok fazlada bir şey yok. Biz hiç kimseye durup dururken saldırmadık, geri dörtlüyü sağlam tutarak hep savunma yaptık. 

Bundan sonra da geri dörtlüyü daha da kalabalık tutarak savunma yapacağız. Bizimle uğraşanlarla istedikleri şekilde, ister bel altı, ister bel üstü savaşacağız. “Domates biber, alayına gider “diyeceğiz.

Dost olanlarla da dostluğumuzu bozmayacağız. Yanlış yaparlarsa bir uyaracağız, iki uyaracağız. Yeter artık Allah’ın hakkı üçtür” deyip onlara da gereği neyse yapacağız.

Mansuroğlu kardeşime de gelince.  Ah be kardeşim. İnsanlığına dört dörtlük bir insansın. İyilik sever ve yardım sever birisin. Keşke beni kasede alıp şantaj yapacağına, partine ne kadar üye yapabilirim diye uğraşsaydın. 

Sen de çok iyi biliyorsun ki, seni defalarca uyardım. Ama dinlemedin.

Bu aralar moralim çok bozuk, kafam çok bozuk. Mahkemeye mi versem, çocuklarına mı bağışlasam bilemiyorum.

Bu hafta istihareye yatacağım. Yeşil çıkarsa çocuklarına bağışlayacağım. Kırmızı yada siyah çıkarsa mahkemeye vereceğim.

İnşallah yeşil çıkar.

Artık o da senin yaptığın duanın kabulune bağlı olacak.

Selam, saygı ve dua ile...