Resimlerin teker teker netleşmeye başladığı bu günler artık yarınların eskisi gibi olmayacağının işaretini veriyor. ABD ve AB’ye rağmen Kırım’ın Ukrayna’dan koparılışı bize fotoğrafın büyüğünü görmemizi sağladı. Küresel güç olarak ifade ettiğimiz ve yenilmez diyerek öğrenilmiş çaresizliğimizle kendimizi esaret çukurlarına hapsetmemizin ne kadar anlamsız olduğunu gördük.

Yıllarıdır söylerdim. Bazı kesimler bu küresel güçlere öyle sıfatlar addederlerdi ki,  adeta bu sıfatlar haşa Yüce Mevla’mızın zati ve subuti sıfatlarıyla yarışır haldeydi. Oysa Kuran defalarca bize onlardan korkmamamız gerektiğini, Allah’ın korkulmaya daha layık olduğunu öğütlüyordu.

Bu öğrenilmiş çaresizlik bize onlarca yıla maal oldu.

Öğrenilmiş Çaresizlik Kuramı, 1970'lerde yaptığı öğrenme deneyleri sonucunda Martin Seligman tarafından ortaya atılan bir kavramdı.

Önce kafese 5 maymunu salarlar. Kafesin ortasına  bir merdiven ve tepesine iple de muzları asarlar. Maymun muzlara erişmek için merdivenlere çıktıklarında kafes dışından  üzerlerine soğuk su dökerler. Her maymun aynı denemeye giriştiğinde  soğuk  suyla ıslatılır. Bütün maymunlar tüm denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir zaman sonra muzlara erişmeye çalışan maymunlar diğerlerince engellenmeye başlanır. Daha sonra uzmanlar suyu kapatıp maymunlardan birini dışarı alınıp yerine yeni bir maymun koyarlar. İlk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur; ama diğer 4 maymun buna izin vermez ve yeni maymunu bir güzel döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan bir tanesi daha yeni bir maymunla değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta diğerlerince dayak yer. Bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli dövense ilk yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de yenisiyle değiştirilir. En yeni gelen maymun da ilk atağında yine cezalandırılır. Diğer 4 maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niçin dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur. Son olarak en baştaki ıslanan maymunların 4. ve 5. de yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.

Neden mi?

Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir.

17  Aralık akabinde,  gerek ülke içi gerekse ülke dışındaki güç merkezlerimize yapılan eş güdümlü saldırılar neticesinde devletimiz ciddi yaralar alsa da bugün yine Allah’ın izniyle dimdik ayaktayız. Türkiye 2002 yılından itibaren başladığı dönüşümüne artık kendinden daha emin adımlarla yoluna devam edecektir. Çünkü artık ayağına dolanan son takozdan da kurtulmak üzeredir.

Mesele içimizdeki korkakları da ikna edebilme meselesidir. Maalesef gerek siyaset arenasında gerekse yazarlardan birçok kanaat önderi ve sivil toplum örgütü temsilcisi halen bu öğrenişmiş çaresizlik psikolojisiyle aman öyle yapmayalım o kızar, aman böyle yapmayalım falanca devleti rahatsız ederiz teraneleriyle milletimizin aklını karıştırıp cesaretini kırma eğilimindeler.

Bu açıdan yaklaştığımızda Kırım hadisesi aslında bize kralın çıplak olduğunu da gösterdi. Bunlar gürleseler de yağamazlar. Suriye’nin kimyasal silah kullanması ABD’ye göre bir savaş sebebidir. Lakin ne oldu gördük. Birkaç tehditkar açıklama o kadar. Bunlar sadece Afganistan’da  terörist var diye üç beş samanlık bombalarlar o kadar. Bunların; parası, medyası, ajanı, tarikatı, cemaati, vakfı, silahı bol, lakin yürekleri yok. Bunların yaptıkları operasyonlara işgal ettikleri ülkelere iyi bakın! II. Dünya Savaşından sonra hangi ciddi bir gücü karşılarına alabilmişler.

Bir düşünün 2002 yılından beri hükümete sadece kamuoyunun bildiği 10 darbe girişimi oldu. Oldu da ne oldu? Tüm planları elerinde patladı!

Bunlar aman faiz dengeme bir şey olmasın, kamuoyum rahatsız olmasın diye tir tir titreyerek siyasetlerini güden adamlar. Biz Türkiye olarak Allah’dan başka hiçbir güçten korkmadıktan sonra yine Allah’ın izniyle bize yenilgi yoktur.

Korkakların inlemesi bizi aldatmamalıdır. Türkiye tüm kararlılığı ve cesaretiyle 2023 ve 2071 hedeflerine doğru emin adımlarla ilerlemelidir.

Selametle kalınız…