İNE bir hain saldırının ardından kaleme aldığım bir yazıda şunları ifade etmiştim: Terör meselesi etkin bir siyaset ve askeri mesele. Çözümsüzlüğün içinden çıkılması gerektiği noktada devreye asker ve silah girmelidir. Bu ülkenin topraklarında gözleri olanların anladığı dil yalnızca askeri müdahaledir.

Fakat Dağlıca'nın o ücra köşesinde, yalnızca itin, uğursuzun kol gezdiği noktada başı boş bırakılan asker de elbette ölüme terk edilmemelidir. Gündemlerin değiştirilmesi için teröriste hedef gösterilmemelidir.

Tamam, elbette şehit olmak, şahadet şerbetini içmek büyük bir makam. Biz Türk milleti olarak böyle inanır ve yaşarız. Fakat günümüz gençliği, maalesef siyasi çekişmelerden dolayı neye kurban gittiğini bilmeden o makama ulaşıyor.

Hiç düşündünüz mü, analar artık evlatlarının başlarını kınalamıyor Hakkari'ye, Mardin'e, Şırnak'a, Diyarbakır'a askerlik için gönderirken. Çünkü anaların gözünde, gençlerin gittiği yer artık bir Çanakkale değil...

Aynı hazzı vermiyor anneler için askere oğlunu göndermek. Aynı şekilde mutlu olmuyor nedense. Çünkü farkına vardılar ortadaki siyasetin kısır çekişmesinin bir ürünü olduğunu terörün.

Ve hazmedemiyorlar teröristlerin Habur'da davulla, zurnayla karşılanmasını. Bu adamlar havai fişeklerle karşılanırken, uzantılarının dağdan inerek bağdakini kovmaya niyetlenmesini, gencecik fidanları şehit etmesini kendilerine yediremiyorlar...

Bu yüzden gençler başlarına yakılan kınalarla değil, sağ salim dönmeleri için edilen dualarla vatan görevine uğurlanıyorlar. Çünkü analar artık gerçekten ağlamak istemiyor.

Sağlam gönderdiği yavrusunun bayrağa sarılı cenazesini kucaklamak istemiyor.

Analar artık, Başbakan'ın terörü fırsat bilip gündemi değiştirmesini, Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve diğerlerinin bunu bir şekilde yontup hükümete zarar vermeye çabalamasını istemiyor.

Kısacası yurdum insanı, artık siyasetçilerden adam gibi hamleler ve birliktelik bekliyor.

Terör meselesinde giderek 2002 öncesine muhtaç hale geliyoruz. Çünkü ayrı telden çalan o kadar siyasetçi var ki...

Hiç biri net değil. Galiba bıçak kemiğe henüz dayanmadı. Bakalım bizim yağız delikanlılar, "Ya bitecek, ya bitecek" diyebilmek için daha ne kadar sabredecek...