Gök, kurşunla kaplı. Uzak bulutların arkasından sızan zayıf güneş ışığı...
Görüş alanı sınırlı. İnsanın kendisini bulması, sorgulaması, kendisine inmesi için çok uygun bir fiziki ortam...
Denizin azgın sularına bırakıyorum kendimi. Derinlerde Tevfik Fikret ile buluşuyorum. "Deniz. kadın gibidir; güven olmaz ha!" dizeleri geçiyor aklımdan. Denize ve kadınlara tedbir konusunda uyarıyorum kendimi. Denizi "bin başlı ejder"e benzeten Yahya Kemal Beyatlı'yı yâd ediyorum. Büyük şair, "Açık Deniz" isimli şiirinde denizle dertleşir, kalbine sığmayan ruhuyla deniz arasında bir paralellik bulur. Duygularını "keskin bir ürperişle kımıldayan" ve "kükreyen" deniz benzetmeleriyle anlatır. Birkaç kez Yahya Kemal'in şu dizelerini terennüm ettim:
"Sezdin bir aşina gibi heybetli hüznünü
Ruhunla karşı karşıya kaldım o med günü
Şekvanı dinledim ezeli mustarip deniz
Duydum ki ruhumuzla bu gurbette sendeniz"
Şair, denizle kendisi arasında bir yakınlık bulur. Ortak nokta, sonsuzluğa ulaşma ve sahiplenmedir. İkisinin de şikâyeti aynıdır. Yalnız, onlar birbirlerini anlarlar.
Denizin anlattıkları, sizin ondan ne anlamak istediğinizdir. Herkes bir şeyleri bulur onda. Fiziki gözle bakarsak, insan hem serinler hem spor yapar denizde. Deniz, uzun uzun seyredersek, gözlerimizi dinlendirir. Şayet, kulak verip dinlersek neler anlatmaz ki bize? İçinde barındırdığı dünyayı, içine gömdüğü medeniyetleri, bizim göremediğimiz belki de varlığından haberdar olmadığımız âlemleri, fosilleşmiş canlıları, bedenlere şifa, ruhlara esenlik kaynağı olduğunu...
Bir su yığını değildir deniz. Onun üzerinden yalnız gemiler geçmez, onda yalnız balıklar yetişmez. O, bir öğretmendir; o, bir mürşittir. Denizi anlamak, bir idrak işidir.
Seni bu akşam öncesi daha iyi anlıyorum ey deniz, Karadeniz!