Eğitim sistemimiz maalesef her geçen gün kan kaybetmeye devam ediyor. Bu cümleyi dershane mülahazalarından öte söylüyorum. Ben böyle söyleyince hemen aklınıza eğitimde yapılan yatırımlar gelmesin. Evet bu hükümet döneminde yapılan öğretmen atamaları tüm zamanların  100’lerce kat üzerinde, yapılan okullar, bedava dağıtılan kitaplar, bilgisayarlar, tamamlanan okul gereçleri vs. vs. Hükümet eğitime dev bir bütçe ayırıyor. Tamam buraya kadar güzel. Lakin bunlar eğitim sistemimize yönelik adımların ötesinde sadece devletimizin mali gücünün gereği olarak atılmış adımlar.

İşin özü, eğitim sistemi!

Elbette ki bu adımların sağlam bir eğitim sistemi üzerinde atılması gereken adımlar lakin. Evin daha damı yokken bahçesiyle uğraşmanın da fazla bir getirisi yok. Kısacası aslında bizim bir eğitim sistemimiz yok. Allah selamet versin yıllar önce Milli Gençlik Vakfı’nın bir eğitim kampında İbrahim Cücük Hocamızdan çok güzel bir  söz işitmiştim. O söz halen gün gibi aklımda;

“Ölçüyü kavrayamayan değişir, ölçüyü kavrayan gelişir.”

Maalesef bizim Milli Eğitimimizde halen ölçüyü kavrayamadığı için sürekli bir değişim sürecinde.

Bu değişim süreci kendi içinde bile genç dimağları bilinçsel anlamda tarumar etmeye yetiyor. Her şeyden önemlisi öğrencilerimizin içinde bulundukları eğitim sistemine olan güvenlerini yok ediyor. Eğitim sisteminde bu kadar çok değişime gidilmesi aynı zamanda ülke olarak halen Milli Eğitim Stratejisine sahip olmadığımızı gösteriyor.

Bu ne demek?

Çocukların zeka türleri, algı yönelimleri, mesleki branşlaşma ve uzmanlaşma alanlarına ilişkin Milli Eğitimin bir stratejisi ve hedefleri yok demek.

12 yıl eğitim verdiğimiz ve adına Elektrik Elektronik mezunu dediğimiz bir gencimiz daha mail atmayı bile bilemiyorsa siz bu kardeşimizin  bir eğitim sisteminden geçtiğini iddia edemezsiniz.

Aslında sorun daha sağlıklı bir eğitim sistemimizin olmamasından öte, halen  eğitim bilimlerine ilişkin bir terminolojimiz yok.

En basiti, önümüzde tüm öğrencilerin gireceği 15 günlük bir tatil dönemi var. Bu dönem ayrıca onların yarı yıl değerlendirmelerinin de yapılacağı karne dağıtılacağı bir dönem lakin daha halen ne acıdır ki  bu dönemin bile bir ismi yok yok yok.

Nasıl gidiyor evladım okul? Amcacım bu hafta karne alacağız 15 gün tatili var. Bu örneği güncel diye verdim. İşin içine girdiğinizde içler acısı daha derin durumlar karşınıza çıkar. Eğitim prosesi içerisinde meydana gelen binlerde durum hala adlandırılmamış, daha binlerce kavram kendine bir isim bekliyor. Bu  durum on binlerce askeri olan bir kışladaki askerlerin bir adlarının olmamasına benziyor. Olayları, durumları nasıl klasifike edeceksiniz. Siz nasıl eğitim bilimi üretip strateji geliştireceksiniz.

Bu konuyla ilgili burada yazılacak o kadar çok şey var ki değerli okurlar lakin kime ne laf anlatacağımı şaşırmış durumdayım.

Mesela; Şuan Türkiye’de gerçek anlamda zümre yapılmıyor. Kağıt üzerinde yapılan zümrelerin hepsi çakma, hiçbir amaca hizmet etmiyor, zaten de uygulanmıyor. Uygulanan planlar internetten alınma ve yüzlerine bakılmıyor. Zaten bu planları da uygulama alanı yok. Müfettişlik sistemi o kadar kokuşmuş ki, denenim mekanizması sadece kişilerin şahsi egolarına hizmet ediyor. Sorun ne müfettişimizde ne de öğretmenimizde.

Burada açık açık suçladığım öğretmenlerimiz ve müfettişlerimiz değil, onların önüne; Hedefleri, stratejileri, performans göstergeleri, tanımlı süreçleri ve süreç haritaları olan kavramsal terminolojisi yerleşik, örgün  bütünselliği olan bir eğitim sistemi sunmayan yetkililere. 

Türkiye şuan bu acı tablonun faturasını çok çok ağır veriyor ve her geçen gün bu fatura daha da ağırlaşıyor. Buradan çok kıymet  verdiğim Başbakanım Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey’e sesleniyorum.  Lütfen eğitim meselesini bilimsel anlamda masaya yatırabilecek bir ekibe görev verdirin. Türkiye’nin ana sorunu eğitim sorunudur. Ülkemizdeki tüm sorunların kaynağı yine eğitimdir. Eğitim sistemimizi düzeltmediğimiz müddetçe ülkemizdeki binlerce sorun kronikleşemeye devam edecektir.

10 Bin değil, 100 Bin öğretmen atasak da, tüm sınıfları akıllı sınıf yapsak da, dershaneleri kapatsak veya  sayılarını arttırsak da, her yıl bin değil, 10 bin yeni okul binası yapsak da bir eğitim sistemimiz yoksa bunlar maalesef yarımıza mehlem olmayacak.

Bu şuna benziyor; Bilgisayarınızın donanımı (ekran, rem, aporlör, kasa, anakart, mause vs.) ne kadar güçlü olursa olsun içinde Windows ve benzeri iyi bir yazılım yoksa o bilgisayar çöptür. Hiçbir işe yaramaz. Bizim Milli Eğitim’de maalesef böyle, devletimizin ekonomik başarılarına paralele olarak  eğitimin donanım kısmı her geçen gün  çok daha güçlenirken, yazılım diye tabir edeceğimiz eğitim bilimi ve sistem meselesinde gıdım yol alamadığımızdan sürekli değil yerinde saymak geriye doğru gidiyoruz.

Bu eğitim garabetinin ürettiği öğrenci profili ortada, bunları da burada detaylı yazmama gerek yok sanırım. Yine bir tane söyleyeyim. 11. Sınıfa eğitim gören bir öğrenci topluluğundan hiç kimsenin Mehter Takımı nedir duymamış olması ve hakkında fikir bile yürütemiyorlar olması ne kadar acı değil mi? Hem de bu sınıf Ankara’da ve Milli Eğitim Bakanlığı’na birkaç kilometre uzakta.

Bu konuda yazılacak söylenecek çok şey var lakin satırlar yetmiyor.

Bu yazıyı gazete editörümüzün yanında tüm MEB müşavirleri ve müsteşarına, Talim Terbiye Kurulu Başkanı ve üyelerine de göndereceğim. Sonucunu yine önümüzdeki haftalarda sizlerle de paylaşacağım.

Allah’a emanet olunuz.