KÖRFEZ ilçedeki ittifak çalışmaları ile ilgili zaman zaman yorumlarda bulunuyordum. Herhalde muhalefetin çabasının içinin ne kadar boş olduğunu, yapılan haberler ve yapılan yorumlardan daha iyi anlıyorsunuz.
Sizler de bu şekilde AK Parti'nin ilçede nasıl iktidar olduğunu sanıyorum anlamışsınızdır. Gerçekten çok kısır bir muhalefet yapısı var Körfez'de...
Hele bir de dedikodu kazanı kaynatılınca ortaya inanın çok komik sahneler, ilişkiler çıkabiliyor. Uyduruk bir takım senaryolarla, iktidarı al aşağı etmenin yolları aranıyor. Fakat o insanların hepsi de gerçek manadaki siyasetten bihaber olduklarından, bu tarz amaçsız çalışmalar da herhangi bir sonuca varamıyor.
Sadece kendilerini avutmaya çalışan, bir şekilde isimlerini gündemde tutup insanlara boşa zaman kaybettirenler nedeniyle Körfez ilçedeki siyaset eski mantıklı yapısından çok uzakta. Kalitesinden çok şey kaybetti. Sebebi de bu tür siyasetçilerin bir türlü 'Tamam, buraya kadar' diyememesi. Nefislerine hep yenik düşmeleri. Bu kişilerin siyaseti hep bir rant konusu haline getirmeleri...
İlçede son dönemde bir Ufuk Eyüp Mansuroğlu tartışması yaşanıyor. Tanıştığımız bir ortamda kendisine yönelik bir takım uyarılarda bulunmuştum. İlk açıklamalarının gereksiz kelamlar olduğunu, daha olgun bir siyaseti benimsemesi gerektiğini, Körfez halkının yönetimine kredi tanıyabilmesi için içi dolu eleştirilerle, mantıklı yaklaşımlarda bulunması gerektiğini, sadece konuşmuş olmak için konuşmamasının kendisine kredi sağlayacağını söylemiştim...
Fakat o yanlış zamanlarda, yanlış işlerle uğraşmayı tercih etti. En nihayetinde görevinden istifa etti.
Ya da ettirildi...
Benim DP içinde saygın dostlarım var. Edindiğim bilgilere göre Ufuk Eyüp Mansuroğlu istifa etmemiş olsaydı, sanıyorum görevinden alınacaktı. Yani kendisinin gidişi bir yerde paçayı kurtarmak anlamına geliyordu.
Ayrıca Mansuroğlu'na gazeteci olarak içerlediğim ayrıca bir konu var. Siyasetçilerin en çok muhatap olacağı kişiler medya mensupları. Dolayısıyla bu meslek grubundakileri hiç bir siyasetçi karşısına almamalı. Hele hele tehdit etme anlayışı varsa, onu aklından silip atmalı. Çünkü gerçek bir gazeteci özellikle tehdit olaylarına pek öyle taviz vermez. Öyle bir zaman gelir ki, vuracağı şamarla muhatabının aklını başına getirir. Bunu tehditle, şantajla değil; bilgi ile, belge ile, gazeteciliği ile yapar.
İşte bu noktada Mansuroğlu yanlış bir davranışta bulunmuştur. İttifakı, şunu bunu geçtik, kendisi yapmaması gereken öncelikli işi yapmış ve bir yerde bunun ceremesine katlanmıştır. Sanıyorum mesajım kendisine ulaşmıştır...