Kadına uzanan her el aslında insanlığa indirilen bir darbedir. Çünkü kadın hayatın taşıyıcısı, merhametin en saf hâli, umudun en dirençli köküdür. Bir kadının gözlerinde sönen ışık yalnızca onun değil, bir toplumun kararan vicdanıdır.
Şiddet sadece bedende iz bırakmaz; ruhun en kuytu yerlerinde yankılanır, güven duygusunu parçalar, insanın kendine olan inancını sessizce kemirir. Oysa bir kadının gülüşü dünyayı değiştirebilecek güçtedir. O gülüş sustuğunda aslında hepimiz biraz eksiliriz.
Şiddet çoğu zaman kapalı kapılar ardında saklanan bir çığlıktır. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen hayatların içinde görünmeyen fırtınalar kopar. Bir kadının “iyiyim” derken titreyen sesi, anlatamadığı acıların ağırlığını taşır. Toplum olarak çoğu zaman susmayı, görmezden gelmeyi, “aile meselesi” deyip geçmeyi seçeriz. Oysa suskunluk da şiddetin ortağıdır.
Bir kadının korkarak attığı her adımda aslında onunla birlikte yürümemiz gerekirken çoğu zaman arkamızı dönmeyi tercih ederiz. İşte asıl yara tam da burada derinleşir.
Ben inanıyorum ki kadına yönelik şiddet kader değil, değiştirilebilir bir gerçektir. Bunun için önce dilimizi, sonra zihnimizi, en sonunda da kalbimizi değiştirmeliyiz. Bir kadını incitmenin güç değil, zayıflık olduğunu kabul etmeliyiz. Sevginin olduğu yerde korku barınmaz; saygının olduğu yerde şiddet yeşermez.
Kadınların korkmadan gülebildiği, hayallerini saklamadan kurabildiği bir dünya mümkün. Ve o dünya bir kişinin bile “artık yeter” demesiyle başlar. Ben o sesi büyütmek istiyorum...